.quickedit {display:none;} .quickedit {display:none;}

15 Kasım 2017 Çarşamba

Ankara'nın Dikmen'i 2: İlker ve Oran Bölgesindeki Söylentiler.




Bu gün Keklik Pınarı bölgesinden üzerinde antenler bulunan tepeye tırmanırken gördüklerimi ''Ankara'nın Dikmen'i 1; Çal Dağı'nda Gördüklerim.'' başlıklı yazımda anlatmıştım. O yazıda bahsettiğim sefalet ve kötü görüntülerin aksine tepenin Oran'a bakan kesimine geçtiğimde büyüleyici bir manzarayla karşılaştım. Mogan Gölü tüm güzelliğiyle karşımda belirince durup manzaranın resmini çektim.


 Sonra biraz sola bakınca artık Oran semtine hakim olan gökdelenleri gördüm. 200 metre arkamdaki manzara ile tamamen farklı bu görüntü karşısında memleketin ne kadar çelişkilerle ve çarpıklıklarla dolu olduğunu bir defa daha anladım. Karşımdaki gökdelenlerde 7-8 milyon liraya kadar yükselebilen fiyatlara satılan lüks dairelerin yanında hemen arkamdaki 7 yüz/ 8 yüz lira etmeyecek gecekonduların olduğunu bilmek insanı karmaşık duygular içine sokuyor.

Ama ülkenin durumu bu. Benzer bir durum, 2001-2003 yıllarında Akademide okurken, İstanbul'da 4. Levent'te de vardı. Yolun bir tarafında milyonlarla ifade edilen fiyatlara satılan daireler, öbür tarafında ise yıkık dökük binalar bulunuyordu.




 
  Bu manzarayı seyrederek ilerlerken karşıma bir güvercin sürüsü çıktı. Ankara'da boş arazi kalmadığından, henüz üzerine bir bina dikilmemiş bu tepeye yuvalanmışlar anlaşılan.

 Yürümeye devam edince Oran ve İlker otobüslerinin son durağı olan bu meydana geldim. Meydanda durup etrafıma bakınca gördüğüm bu nefes kesici manzaranın resmini çekmekten kendimi alamadım. Burada otobüs beklemek çok keyifli olmalı.



 Otobüs durağından sonra 9. Cadde'ye döndüm. Karşıma bu köpekler çıktı. Kangal'a benzeyen boz köpek pek dostça bakmadığı için biraz çekindim ama yürümeye devam edince hayvan sanki beni kaale almıyormuş gibi başka yöne doğru bakmaya başladı. Siyah olan ise gözlerini gözlerime dikip sürekli olarak beni takip etti. Aklıma OMEN filmindeki siyah köpek geldi ve irkildim. Yine de yürümeye devam ettim.




 Karşılaştığım yaşlı bir amcaya selam verip biraz sohbet ettim. Bana Bülent Arınç'ın İ. Melih Gökçek'e neden ''Ankara'yı parsel parsel sattınız.'' dediğini anlattı. Hem de göstererek. Çünkü Koza veya İpek ismiyle açılacak olan bir üniversitenin arazisini İ.Melih'in onayı ile Ankara Belediyesi FETÖ'nün ünlü zenginine hibe etmiş. Hibe edilen ve darbe sonrası inşaatı yarım kalan üniversite binası aşağıdaki resimde açık mavi binaların önündeki beyaz binalarmış. Etrafındaki gökdelenler ve daire fiyatları göz önüne alındığında bu arsanın değeri milyonlarca lira edermiş.

Diğer yüksek bina ise yeni yapılan ama inşaatı duran lüks bir yapıymış. Yaşlı amcadan duyduğum dedikoduya göre İ.Melih bu binaya da ortakmış. Ancak bina inşaatında sorunlar çıkınca ortaklıktan ayrılmış. Bunları anlatırken birden bire susan ve bana biraz şüpheyle bakmaya başlayan amcayı cesaretlendirmek için ''Başka dedikodular da var mı?'' diye sorunca amca bana kızdı. ''Ne dedikodusu kardeşim? Biz bir şey biliyoruz ki, konuşuyoruz.'' diyerek beni tersledi.


  Zaten oldukça yaşlı olduğu için zar zor konuşan amcayı daha fazla kızdırmamak için gönlünü alıcı birkaç cümle kurmak zorunda kaldım. Ondan sonra amca tekrar anlatmaya başladı. ''Biliyor musun? Ankara'nın içinde bir köy var ve hala köy haliyle yaşamaya devam ediyor.'' dedi. Sonra da aşağıdaki resimde, gökdelen inşaatı ve apartmanların ön tarafındaki tek katlı eski binaları gösterdi. Bu köyün adı Dikmen Köyü'ymüş.

Hemen yanındaki gökdelenlere rağmen bu köy neden yıkılıp yerine apartmanlar yapılmamış diye sordum. ''İ.Melih avanta alamadığı için bu köyü orada bıraktı. Zaten köy arazisi değer kazanmasın diye yıllardır Dikmen Vadisi projesini de yapmıyor.'' dedi.

Amca daha birçok şey söyledi ama doğruluğundan emin olmadığım ve başımı belaya sokabileceğini düşündüğüm için bunları yazmıyorum.


 Amcayla bir süre konuştuktan sonra geri döndüm ve Panora'ya doğru yürüdüm. Panora bölgesi, yeni yapılan bir gökdelen ve altındaki alışveriş merkezi ile birlikte tamamen ayrı bir dünya gibiydi. Buradaki insan profili de oldukça farklı görünüyordu. İnsanların arabaları, kıyafetleri, saçları, başları yani tüm görünümleri ile farklı bir yerdi.

One Tower'e kadar yürüdüm ve ünlü bir kafe zincirine girip bir kahve aldım. Oldukça uzun yürümüş ve yorulmuştum. Bir süre oturup bu gün yaşadığım şeyleri ve gördüğüm yerleri düşündüm.

Meğer şu daracık alanda bile birbirinden farklı kaç tane dünya varmış!

Saygılar sunarım.

Mehmet Çanlı

14.11.2017.