.quickedit {display:none;} .quickedit {display:none;}

30 Ekim 2017 Pazartesi

Para ve İktidar İlişkisi.



Ekonomi ve iktidar ilişkisi.
Bahsetmek istediğim konu ekonomik durumun iktidarlara etkisidir. Konuya bazı genel bilgiler vererek başlamak istiyorum.
1. Osmanlı İmparatorluğu ilk defa 1854’te Kırım Savaşı sırasında dış borç almış ve 1854-1875 yılları arasında, yani 21 yılda 220 milyon sterlin (İngiliz Lirası) borçlanmıştır. 1860'da toplam devlet harcamalarının yüzde 10'u dış borç ödemelerine gitmektedir. Bu oran, 1874’de yüzde 57'ye çıkmıştır. 1874-76 arasında Anadolu'da kuraklık yaşanınca ekonomi daha sıkıntılı bir hale gelmiştir. Aynı yıllar arasında kolera salgını ile çok sayıda insan ölmüştür. Fakirlik yüzünden Müslüman fahişe sayısında büyük artış olmuştur. Ekonomik durumun iyice kötüye gitmesi ve bunun yarattığı sosyal sorunlar artık dikkat çekici bir duruma geldiği için 1875 yılında Osmanlı İmparatorluğu dış borçlarını ödeyemeyeceğini ilan etmiştir.
Sonuç: 30 Mayıs 1876 tarihinde Abdülaziz darbeyle padişahlıktan indirildi.
2. 1939 - 1944 yılları arasında savaşın etkisiyle milli gelirde yaklaşık %20’lik küçülme yaşanmıştır. Buna bağlı olarak yüksek enflasyon yaşanmaya başlamış ve aynı dönemde fiyatlar dört kat artmıştır. Bunun üzerine 7 Eylül 1946'da Recep Peker'in başbakanlığı sırasında IMF'nin isteği ile cumhuriyet tarihinde ilk defa yüksek oranda devalüasyon gerçekleştirilmiş ve yüzde 117'lik devalüasyon yapılmıştır. Bu devalüasyon ile Dolar 2.8 liraya yükselmiştir.  1946 yılında devalüasyon dış borcu da TL cinsinden artırmış ve dış borç 707 milyon Türk lirasına ulaşmıştır. İsmet İnönü ABD'den 500 milyon dolar borç istemiş ve 12 Temmuz 1947'de 200 milyon dolar borç alabilmiştir.
Sonuç: 1950 seçimlerinde CHP iktidarı kaybetmiştir.
3. 1950-1960 yılları arasında Türkiye'nin dış borcu 227 milyon dolardan 1138 milyon dolara ulaşmış ve böylece toplam dış borç miktarında dört kattan fazla bir yükseliş ortaya çıkmıştır. 1950’lerin son yıllarında yaşanan kuraklık sebebiyle tarım üretiminde büyük bir düşüş yaşanmış, bunun üzerine ekonomi daha da bozulmuştur. Bunun sonucunda da dış borç bulmada ve mevcut dış borcu ödemede sorunlar yaşanmaya başlanmıştır. Bu sebeple başbakan Adnan Menderes 4 Ağustos 1958'de yüzde 60 oranında devalüasyon yapmış, böylece 1958 yılında dolar 9 TL’ye çıkmıştır.
Sonuç: Menderes askeri darbe ile iktidarını kaybetmekle kalmamış hayatını da kaybetmiştir.
4. 1969-70’e gelindiğinde ekonomi yine benzer sorunlarla karşı karşıya kalmış ve yine benzer bir şekilde soruna çözüm bulmak için başbakan Süleyman Demirel 10 Ağustos 1970'de yüzde 66 oranında devalüasyon yapmıştır. 1 Dolar, 15 Lira olmuştur.
Sonuç: 1971 askeri muhtırası ile Demirel iktidardan düşmüştür. 1973 yılındaki seçimde en fazla oyu alan CHP, MSP ile hükümet kurmuştur.
5. 1974’te petrol fiyatlarının patlayarak 4 katına çıkması Türkiye ekonomisini olumsuz etkilemiş, aynı yıl Kıbrıs Barış Harekâtı ile birlikte Batılı ülkelerin üstü örtülü ekonomik ambargosu başlayınca ekonomi daha da kötüye gitmiştir. Dış ticaret açığı 769 milyon dolardan 2,3 milyar dolara fırlamış ve bütçe 303 milyon dolar açık vermiştir. Böylece Türkiye Ekonomik Krize girmiştir.
Sonuç: 1975 ara seçimlerinde iktidardaki CHP 6 milletvekilliğinden sadece birini kazanmış, diğer milletvekilleri AP’ye gitmiştir. Ecevit erken seçim yapılması için istifa etmiş ama erken seçim yapılmamış ve Demirel başkanlığında Milliyetçi Cephe hükümeti kurulmuştur.
6. 1970 yılında 1,8 milyar dolar olan borcumuz, 1977 yılında 10 milyar dolara çıkmış, aynı yıl ekonomi yüzde 4,  1978 yılında ise yüzde 3 küçülmüştür. 1978 yılında kısa vadeli borçların toplam borç içindeki payı yüzde 52’ye ulaşmış ve 1978’de ekonomik kriz patlak vermiştir. 1978 yılından başlayarak Türkiye ekonomisi ciddi düzeyde bir döviz kriziyle karşılaşmıştır. Siyasi istikrarsızlık ve yüksek enflasyonun ekonomik büyümeyi engellediği bir sürece girilmiştir. Bu krizler ve darboğazlar sonraki yıl da devam etmiş ve sonunda 1980 yılında 24 Ocak 1980 kararları alınmıştır. 1980 yılında enflasyon yüzde 107.2 olmuş, Türkiye’nin dış borç stoku 14 Milyar Dolar civarına iç borç stoku 93 Milyar TL. civarına çıkmıştır. 24 Ocak 1980 kararları ve Türk parasının değeri yüzde 35 düşürülmüştür.
Sonuç: 1980 askeri darbesi ile hükümet düşürülmüş ve demokrasiye bir süre ara verilmiştir.
7. 1994 yılında ekonomi yüzde 6 oranında daralmıştır. TL, Dolar karşısında 1994 yılının ilk üç ayında yüzde 50 den fazla değer kaybetmiştir. Başbakan Tansu Çiller, ekonomik tedbirler kapsamında 5 Nisan kararlarını açıklamıştır.  MB döviz rezervlerinin yarısına yakınını döviz piyasasına müdahale ederek tüketmiş, faiz oranları çok yüksek düzeylere çıkmış ve 12 aylık toptan eşya fiyat endeksi 1994 yılı sonunda yüzde 150 olmuştur.
Sonuç: 1995 seçimlerinde iktidar partileri DYP ve SHP büyük oy kaybına uğrarlarken RP birinci parti olmuş ve diğer muhalefet partileri de oylarını artırmışlardır.
8. 1999 yılında Marmara depreminin de etkisiyle ekonomi yüzde 6,1 daralmış, enflasyon yüzde 70’e çıkmış ve faizler yüzde 106’ya kadar çıkmıştır. 2000 yılında uygulanan yeni ekonomik programa rağmen faiz oranlarında büyük bir artış yaşanmıştır. 19 Şubat 2001 günü Başbakan Bülent Ecevit ve Cumhurbaşkanı arasında yaşanan MGK krizi ekonomik krizi tetiklemiştir. Bunun sonucunda yüzde 50 oranında devalüasyon yapılmıştır. Ekonomide ise yüzde 9,5 daralma yaşanmıştır.
Sonuç: Hükümet partileri 2002 seçimlerinde sadece iktidarı kaybetmemiş, meclise girmeyi bile başaramamışlardır. İktidar partilerinden ANAP ve DSP bu seçimden sonra adeta tarihten silinmiştir. 12-14 yıl süre siyasi parçalanmışlık, zayıf koalisyon hükümetleri, siyasi ve ekonomik istikrarsızlık toplumda bir güçlü adam ve güçlü iktidar ihtiyacını ortaya çıkardığından olsa gerek AKP seçimlerden tek başına iktidar olacak kadar milletvekili kazanarak çıkmıştır.
Görüldüğü gibi Osmanlı İmparatorluğu’ndan beri ekonomik krizler aynı zamanda iktidarları da krize sokmuştur. Ekonomik krizler genel olarak aşırı borçlanma sebebiyle devletin dış borcunu ödemede zorluk yaşamaya başlaması, dünyada çıkan krizler, tarımda kuraklık sebebiyle üretimin düşmesi, doğal afet veya salgın hastalıkların artması gibi sebeplerden ortaya çıkmaktadır. Bunun ekonomik olarak ortaya çıkardığı sonuç; yüksek enflasyon ve devalüasyondur. Sosyal alandaki etkisi ise; fuhuş başta olmak üzere toplumsal çöküntü, ahlaki düşüklük ve suç oranlarında artış şeklinde ortaya çıkmaktadır. Yaşanan ekonomik krizlerin en önemli sonucu ise, seçim yapılabiliyorsa seçimle, yapılamıyorsa darbeyle iktidarların koltuklarını, bazen de hayatlarını kaybetmesi olmuştur.
Türkiye, 2008 yılındaki Küresel Finans Krizi’nde bir miktar ekonomik daralma kaydederek o günden beri ekonomide inişli çıkışlı bir görünüm arz etmektedir. Ancak son 10 yılda ülkede yaşanan tüm diğer büyük sorunlara rağmen bu durum henüz büyük bir krize sebep olmamış ve her ne kadar muhalefet partilerinin beceriksizliği ve millete bir alternatif sunamamaları da etkili olmuşsa da, hükümet beceriklilikle durumu idare etmeyi bilmiş ve koltuğunu korumayı başarabilmiştir.
Ancak son günlerdeki gelişmeler bu şekilde devam ederse, aynı başarıyı daha fazla devam ettirebileceği şüphelidir. Çünkü Türkiye’nin borçları Osmanlı İmparatorluğu’nun iflasını ilan ettiği durumdan çok daha kötü haldedir. Türk bankacılık sisteminin yüzde 51'i, sigorta sektörünün yüzde 70'i yabancıların eline geçmiştir. Dünya Bankası raporlarına göre Türk milletinin yüzde 26'sı fakirlik sınırının altındadır. 12 milyon insanımızın günlük geliri sadece "1" dolardır. Hırsızlık, yolsuzluk, adi suçlar had safhaya varmıştır. Fuhuş ve uyuşturucu bağımlılığı almış başını gitmiştir. Milletin ahlaki değerlerinde büyük bir çöküntü yaşanmaktadır. Hem bu çöküntü, eskiden olduğunda daha kötü bir çöküntüdür. Çünkü insanlar daha dindar görünmeye başlamalarına rağmen, her türlü ahlaksızlık dini kılıf altında normalleştirilmekte, sübyancılık (pedofili), nekrofili ve her türlü melanet eylem, dini kurallara uygun olduğu söylenerek ahlaka ve hukuka da uygunmuş gibi gösterilmeye çalışılmaktadır.
 Tüm bu olumsuzlukların yanında son zamanlardaki TL’nin dolara karşı hızlı değer kaybı ekonomiye çok daha büyük bir darbe vurmaktadır.  Hükümet her ne kadar, enflasyon oranlarını belirlerken enflasyonu olduğundan çok daha düşük gösterecek şekilde hesaplamaya kıstas olan ürünleri her yıl değiştirse de insanlar günlük alışverişlerini yaparken aynı şeyleri almalarına rağmen her gün önceki günlere göre daha fazla para ödediklerinin farkındadır. Zaten var olan enflasyon bu dolar çılgınlığı ile beraber yürürse buna şimdiye kadar hiçbir hükümet dayanamadığı gibi şimdiki de dayanamaz. 
Son Sonuç: Hayırlısı neyse o olsun…
Not: Bu yazıyı beğendiyseniz alttaki butondan facebook, twitter, pinterest ve G+ tuşlarına basarak arkadaşlarınızla paylaşırsanız sevinirim. Teşekkürler.