.quickedit {display:none;} .quickedit {display:none;}

11 Mayıs 2026 Pazartesi

Nükleer Silah Tehditlerine Karşı bir şeyler yapmak şart oldu.

 Bu konu sadece beni mi tedirgin ediyor? 

Hatta düpedüz korkutuyor?

Bilmiyorum....

Nükleer silahlardan bahsediyorum.

Ukrayna savaşında sıkıştığı günlerde Putin, nükleer silah kullanabileceklerini ima etmişti.

Aynı şeyi İran savaşında Trump da yaptı.

Bir gün sonsuz bir ışıkla uyanabilirsiniz gibi nükleer silah kullanabileceklerine dair imalar içeren cümleler kurdu.

Üstelik, İran'a nükleer silah yaptığı için saldırdığını söylerken bu cümleleri kurdu.

Bu işin şakası yok.

Soğuk Savaş sırasında nükleer silah sayısına dayanan bir dehşet dengesi vardı.

O kadar çok nükleer silah yapılmıştı ki bir nükleer savaşın kazananı olmayacağı söyleniyordu.

Çünkü bu silahların çok küçük bir kısmı bile kullanılsa, dünya nüfusunun çoğunun o anda yok olacağından ve geri kalanların da çok uzun yaşayamayacağından bahsediliyordu.

Bunun sebebi, dünyayı birkaç kez yok edip yaşanamaz çorak ve radyoaktif bir gezegen haline getirecek kadar çok nükleer silahın bulunmasıydı.

Neyse ki o sırada dünya, iki büyük pakt ve bağlantısızlar şeklinde gruplaşmıştı.,

Hal böyle olunca, nükleer bir savaş çıkmaması için birçok mekanizma oluşmuştu.

Ama Soğuk Savaş sona erince her şey değişti.

Herkes, dünyaya barış geldiği ve artık nükleer savaş başta olmak üzere büyük bir savaş çıkmayacağını düşündü.

Bu bir rahatlamaya sebep oldu.

Ancak bunun, sahte bir rahatlama olduğu ortaya çıktı.

Soğuk Savaş sonrasında çoğunu ABD'nin, bir kısmını da Rusya'nın sebep olduğu birçok savaş yaşandı.

Birçok ülke darmadağın oldu.

Milyonlarca insan sürüldü, aç kaldı, evsiz kaldı, yaralandı veya öldü.

Bununla birlikte, bu savaşlarda ABD ve Rusya karşısındaki güçler zayıf olduğundan savaşlar küresel açıdan büyük bir etkiye, dolayısıyla da korkuya sebep olmadı.

Ama son yıllarda durum değişti.

Eskinin süper güçleri Rusya ve ABD, eski güçlerini kaybetmeye başladıklarını ve oldukça zayıfladıklarını fark etti.

Yaralı ve ölüm korkusu yaşayan bir yaban domuzu gibi ölümüne, mantıksız bir saldırganlık içine girdiler.

Bağırdılar, çağırdılar ama rakiplerini korkutup teslim alamadılar.

Tam tersine, büyük zayiatlar verdiler.

Bu durum, onların korkulan azametlerinin sahte ve içi boş olduğunu gösterdi.

Rus ordusu ve özellikle de çok güvendikleri büyük zırhlı birlikleri Rusya'da bataklığa saplandı.

O kadar çok Rus tank ve zırhlı aracı imha edildi ki Rusya neredeyse tank kıtlığı içine girdi.

Yaralanan Rus ayısı, ve onun otoriter lideri Putin, hemen nükleer silah tehditleri savurmaya başladılar.

Aynı şey İran'da ABD'nin de başına geldi.

Kendini dünyanın patronu sanan yaşlı boz kafalı bir aptal, ukala bir şımarık çocuk gibi "Kanada'yı da isterim. Grönland'ı da isterim. Küba'yı özellikle istiyorum. İran'a çok kızdım, onları çok fena dövmek istiyorum. İsterim de isterim!" gibi cümleler kurarak saçmalamaya başladı.

Güney Amerika'da sevmediği bir devlet başkanını kolayca kaçırmayı başarınca daha da şımardı.

Bu şımarıklılıkla İran'a da saldırmaya karar verdi.

Hem de tek başına değil.

Gözü dönmüş soykırımcı, yobaz, saplantılı küçük ortağı Netenyahu ile birlikte  saldırdılar.

Suudiler dahil birçok körfez ülkesi de bu saldırıda üs bölgesi olarak kullanıldı.

İran dini liderini öldürdüler.

Ardından da birçok yeri uçaklarla bombaladılar.

Hesaplarına göre İran yönetimi korkup hemen pes edecek, etmese bile ülkede oldukça güçlenen muhalefet isyan edecek, ABD ile işbirliği içinde yönetimi yıkacaktı.

ABD de Güney Amerika'da olduğu gibi yeni yönetimler İran petrollerini sömürebileceği bir anlaşma yapacaktı.

Ama evdeki hesap çarşıya uymadı.

İran ABD gemilerine füzelerle saldırdı.

Muhtemelen bazı gemiler isabet aldı ve bölgeden emniyetli bir mesafeye kadar uzaklaştı.

Fakat İran bununla da kalmadı.

İsrail'e tarihinde hiç yaşamadığı bir yıkım yaşattı.

Yetmedi, Ortadoğu'daki bütün ABD üslerini vurdu.

Milyar dolarlık radar sistemlerini imha etti.

Savaş uçaklarını ve helikopterlerini düşürdü.

Kurtarma uçaklarını vurdu.

Üstelik kurtarma bölgesinde askerler değil, elinde silah olan her İranlı Amerikan uçakları ve askerlerine ateş etti.

Üs bölgelerindeki bazı stratejik önemdeki tanker uçakları ve diğer uçaklar ise ucuz füze ve SİHA'larla yerde vuruldu.

Trump çok kızdı.

Asker çıkarmakla tehdit etti.

Yetmedi, nükleer silah kullanmakla tehdit etti.

Ama ülkesinde iç kamuoyu savaş istemediğinden masaya oturdu.

Sonuçta nükleer silah kullanılmadı ama bu çok fazla dile getirildi.

İkiz kulelere yapıldığı gibi bir eylem de yapılmış olsaydı, iç kamuoyu desteği alıp belki de kullanılırdı.

Yani bu işin şakası yok.

Ciddi bir iş.

Dünyada birçok ülkede (ABD, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere, Hindistan, Pakistan, İsrail vb) nükleer silah var. 

Anlaşılan, İran da bu yolda hayli mesafe almış.

Bu gün, Soğuk Savaş dönemine göre nükleer silah kullanılma ihtimali çok daha yüksek.

Çünkü o zamanlar var olan kontrol mekanizmaları artık yok.

Dünya da o zamanki kadar mantıklı ve makul kişilerce yönetilmiyor.

Otorite manyağı, tek adam rejimleri her yerde yayılıyor.

Bunlar bir gün saçma sapan bir karar verebilir ve onların emrini dinleyen saçma sapan birileri düğmeye basabilir.

Bu gayet mümkün ve çok ciddi bir tehdit.

Buna bir çare bulmak lazım.

Siyasetçiler ve liderler bu konuda bir şey yapamaz.

Daha doğrusu yapmaz.

Çünkü tehdidin kaynağı kendilerinin varlığı.

Bence nükleer karşıtı sivil inisiyatifler harekete geçmeli.

Dünya çapında örgütlenmeli.

Soğuk Savaş döneminde yapılan ancak daha sonra rafa kaldırılan SALT anlaşmalarını yeniden yürürlüğe koymak için siyasetçileri zorlamalı.

Silah sayısının azaltılması ve hatta sıfıra indirilmesi için her yerde eylemler yapılmalı.

Hiç kimse bana ne diyemez.

Çünkü nükleer silah, bir silah deği, bir soy kırım aracı. 

İnanmayan Nagazaki ve Hiroşima'ya baksın.

Üstelik bu silahlar, sadece hedefteki insanları öldürmekle kalmıyor.

Atmosfere karışan nükleer serpinti sebebiyle her yeri kirletiyor.

Mühimmatın patladığı yer ise cehenneme dönüyor.

Bir nükleer silahın şu etkileri ortaya çıkıyor: Işık, Isı, Blast, Radyasyon, Nükleer serpinti, elektromanyetik pals. 

Olay şöyle oluyor.

Önce bakanların gözlerini kör eden yoğun bir ışık görünüyor. Sonra bu ışığın geldiği yerde mantar şeklinde bir bulut oluşuyor.

Bir süre sonra herkesi ve her şeyi yakıp kavuracak bir ısı geliyor.

Bodrum katlarında olup bunlardan kurtulanlar hariç herkes saniyeler içinde ölüyor.

Ama bodrum katlarındakiler de kurtulamıyor.

Patlama öyle bir basınç oluşturuyor ki gelen basınç dalgası tüm binaları yerle bir ediyor. Demiri bile büküyor, eritiyor ve parçalıyor.

Farz edelim tüm bunlardan kurtulup hayatta kaldınız.

İşiniz ölenlerden daha zor.

Çünkü nükleer radyasyon tüm hücre yapınızı bozuyor. 

Kanser dahil onlarca ölümcül hastalığa yakalanıyorsunuz.

Bu radyasyon, yıllarca bomba atılan bölgede devam ediyor.

Yarılanma ömrü çok uzun.

O yukarıya yükselen mantar şeklindeki bulut var ya, o da ayrı bir bela.

Yerden kopan toz ve toprak parçaları gökyüzüne yükseliyor.

Rüzgarlarla yayılıyor ve radyoaktif parçacıklar geniş bir bölgeye dökülüyor.

Elektromanyetik pals'a gelince, aslında o o kadar da önemli değil.

Çünkü o, tüm elektronik malzemeleri çalışmaz hale getiriyor.

Herkes öldükten sonra telsizin çalışmamasının pek bir önemi yoktur sanırım.

Nükleer silah böyle bir şey.

Bir silah değil, bir soykırım aracı.

Sadece insanları öldürmüyor, bitkiler dahil atıldığı bölgedeki tüm canlıları öldürüyor.

Üstelik diğer silahlar gibi patlamadan sonra harabeyi kaldırıp bölgeye yerleşmek mümkün değil.

Atıldığı bölgenin geleceğini de öldürüyor.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder