.quickedit {display:none;} .quickedit {display:none;}

4 Nisan 2016 Pazartesi

Suriye İç Savaşı Neden Uzun Sürdü?




 Suriye İç Savaşı Neden Uzun Sürdü? Stratejik Öngörü mü, Stratejik Öküzlük mü?

    (Savaş. Barış, Çatışma. Arap Baharı, Arap Kışı, Rusya, ABD, Fransa, İngiltere, Almanya, İran, Türkiye, Suudi Arabistan, IŞİD, DEAŞ, Terör, Savaş, Çatışma, PKK, Devsol, HİZBULLAH, İsrail)

     2010 yılında, Arap Baharı son hızla yoluna devam ederek sonunda olaylar Suriye’ye sıçradığında, başta bizim hükumetimiz olmak üzere; Suudi Arabistan ve Katar gibi ülkeler bu durumu çok aceleci bir tavırla; ‘’Esat yönetimi ve Baas rejiminin kısa süre içinde yıkılacağı’’ şeklinde değerlendirdiler. Ancak; en basit bir stratejik vizyondan bile oldukça uzak bu değerlendirmenin hatalı olduğu kısa süre içinde ortaya çıktı. Suriye’de rejim hala ayakta olmakla kalmıyor uluslararası destek alarak direnmeye ve etki alanını genişletmeye devam ediyor.
     Peki, neden böyle bir hatalı değerlendirme yapıldı? Bana soracak olursanız bunu cevaplamak oldukça zor. Çünkü azıcık tarih okuyan, Suriye ve Ortadoğu hakkında biraz bilgisi olan hiç kimsenin böyle bir hataya düşmemesi gerekirdi. Bu konuyu biraz açmaya çalışayım. Suriye’de Baas rejiminin yıkılmamasının çok açık görülebilecek olan, iç ve dış olarak iki sebebi olduğunu değerlendiriyorum.
İç sebeplerle konuyu incelemeye başlayalım. Baas rejimi, sanıldığı gibi Nusayri mezhebinden olanlara dayanan bir rejim değildir. Arap milliyetçisi bir ucube Arap Sosyalizmi ideolojisine dayanan bir tek parti rejimidir. Bu rejim, anti demokratik ve otokratik bir rejimdir. Bu sebeple ülkeyi sıkı bir kontrol altında yönetmek için yönetimi eline geçirdiği ilk günden beri amacına uygun bir örgütlenme içine girmiştir. Bu örgütlenme; parti teşkilatları, silahlı kuvvetler ve istihbarat teşkilatı temelinde oluşturulmuştur.
     Parti konusuna bakarsak, Suriye’nin (görüntüdeki bazı küçük partilerin varlığına rağmen), tamamen Baas Partisi tarafından, demir bir yumrukla yönetildiğini söyleyebiliriz. Silahlı Kuvvetler ise Muhaberat ile birlikte bu partinin yönetiminin en önemli unsurları olmuştur. Silahlı kuvvetler; dış düşmanlara karşı savaşacak unsurlar ile daha çok iç düşman diye tabir edilen unsurlara karşı kurulmuş olan Cumhuriyet Muhafızlarından oluşmuştur. Bu birlikler (Cumhuriyet Muhafızları) tam kadrolu, en iyi silah ve teçhizatla donatılmış birliklerdir ve Baas rejimine en sadık unsurlardan teşekkül ettirilmişlerdir. Bu birliklerin komutanları da Esat sülalesinden kişilerdir. Bu birlikler adından da anlaşılabileceği gibi Suriye Arap Cumhuriyeti rejimini korumaktan sorumlu, rejimin resmi muhafızlarıdırlar. Bunun dışında, lise çağına gelmiş her genç, bir tür paramiliter güç oluşturacak şekilde örgütlenmiştir. Bu örgütlenme en küçük köylere kadar yaygınlaştırılmıştır. Bunlar da hem rejimi, hem de dış güçlerin işgali sonucunda bulundukları bölgenin savunulması için kurulmuştur. Muhaberat’a gelince, şunu rahatça söyleyebiliriz ki ‘’Baas rejimi bir Muhaberat rejimi şeklinde gelişme göstermiştir.’’ Muhaberat, ülkedeki her şeye hâkim durumdadır. Açık ve gizli elemanları milyonları bulmaktadır. En küçük mezraya kadar muhakkak bir veya daha fazla Muhaberat unsuru bulunmaktadır. Hal böyle olunca Baas rejimi, yönetimi bir darbe ile ele geçirdiğinden beri  ülkeyi rahatça kontrol altında tutabilmiştir.
     İkinci önemli iç sebep ise rejimin uzun süren iktidarı döneminde taraftar kitlesini genişletmiş olmasıdır. Türkiye’de (belki de, Suriye üzerinden Türkiye’de Alevi-Sünni çatışmasının tohumlarını atmak için Rusya ve İran tarafından yapılan bir kampanya sonucunda) Nusayriler Alevi olarak gösterilip Suriye rejiminin bir Alevi rejimi olduğu propagandaları yapılmasına rağmen Baasçı Arap milliyetçiliği Sünni Arap aşiretlerinin önemli bir kesimince de benimsenmiştir. Hristiyan Araplar ise bu rejimin başlangıç ideolojisinin kurucuları olduğundan zaten rejime sadıktırlar. Ayrıca; Ermeni, Süryani vb. küçük azınlıklar da ülkenin laik yapısı sebebiyle rejime sadık kalmışlardır. Hatta Araplaşmış bazı Türkmenler bile rejimin bekçiliğini yapmaktan geri kalmamışlardır. Bu durum dikkate alındığında, Türkiye’de bazılarının söylediği gibi, Suriye; %13 Nusayri azınlığın çoğunluğu yönettiği bir devlet değildir. Yukarıda saydığımız kesimler rejimi desteklerken, bunların yanında devlet desteğiyle para kazanan ve her şehirde ortaya çıkmış olan değişik inanç ve etnik kökenden gelen küçük burjuva için de rejimin devamlılığı desteklenmektedir. Böylece rejim en az bizim hükumetimizin aldığı oy kadar halk desteğine sahiptir.
Bu rejime sadık unsurların bir başka özelliği de Şam’dan Kuzeye doğru; Hama, Lazkiye, Humus gibi şehirlerde yoğunlaşmış olmalarıdır. Daha önce Suriye’nin jeopolitiği ile ilgili yazdığım yazılarda da belirttiğim gibi Suriye’de en önemli bölge bu büyük yerleşim yerlerinin olduğu bölgedir. Kuzeyde Kürtlerin yaşadığı bölge rejimin varlığı için hayati değildir. Hatta buradaki Kürtlerin bağımsız bir devlet kurmaları Suriye’den çok Türkiye için tehdit teşkil eder. Zaten bu sebeple rejim, iç çatışmalar başladığından beri PYD ve Kürtlerle genellikle işbirliği yapmaktadır. Ülkenin doğusu ise seyrek nüfuslu çöllerden oluşur. Bu bölgede ayrı bir yönetim kurup yaşatmak pek mümkün değildir. Rejim güçlerinin taarruzlarına bakacak olursak onların da, saydığım bu bölgelere değil de Lazkiye’yi emniyete alacak bölgelerle Halep gibi aynı hat üzerindeki diğer önemli bir yerleşim bölgesine saldırdıklarını görülmektedir.
     İç sebeplerden belki de en önemlisi ülkede baskıcı ve acımasız rejim sebebiyle örgütlü bir muhalefetin bulunmamasıdır. Ülkede tek örgütlü muhalefet Müslüman Kardeşler olmuştur. Fakat baba Esat zamanında çıkan kalkışma sırasında ve sonrasında o kadar büyük ve sınırsız bir şiddet uygulanmıştır ki Müslüman Kardeşler örgütünün ileri gelenlerinin çok az bir kısmı, ancak yurt dışına kaçarak hayatlarını kurtarabilmişlerdir. Bu örgütün taraftarları ve yöneticileri; akrabaları, eşleri ve çocuklarına kadar vahşi bir katliama maruz kaldıklarından ülkede güçlerini kaybetmişlerdir. Zaten bu sebeple, devam eden iç savaşta da Müslüman Kardeşler etkili olamamış ve meydan Afganistan Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan cihatçıların katılımıyla iyice güçlenen IŞİD’a kalmıştır.
     Bu iç sebepler yanında bazı dış sebepler de mevcuttur. Suriye, tarihi boyunca stratejik güçler arasında mücadele alanı olan bir ara bölge niteliğinde olmuştur. Bu gün de durum değişmemiştir. Mesela Türkiye açısından, Arap dünyası ve Ortadoğu’ya açılım için en önemli bölge Suriye topraklarının oluşturduğu bölgedir. Bu devletin toprakları Ortadoğu petrol ve gazının Akdeniz’e akıtılması için en kısa yolun geçtiği topraklardır. Öte yandan bölgede Batı jandarması olarak kurulan İsrail ile en uzun süre savaşan devlet yine Suriye olmuştur.
     Suriye İran için de çok önemlidir. İran, Şii inancını ideoloji olarak kullandığından Şii-Nusayrileri her zaman kendisi için doğal bir müttefik olarak görmüştür. Ayrıca Suriye, İran için bir müttefik olarak Akdeniz’e açılan bir kapı olduğu kadar Batı’dan gelecek saldırılara karşı bir kalkan vazifesi de görmektedir. Öte yandan, eğer Suriye rejimi tasfiye edilirse sıranın kendine geleceğini bilen İran, iç savaş sırasında Suriye rejimini başlangıçtan itibaren fiili olarak desteklemiştir. İran için diğer önemli bir konu da kendi yayılmacı politikaları için Suriye’nin taşıdığı önemdir. Bir ara ABD tarafından da (İslam dünyasını ikiye bölmek için) dillendirilen Şii Hilali kuşağında da en önemli ülkelerden biri Suriye’dir. Suriye, Şii Hilalin kuzeybatısını oluşturmaktadır ve Suriye olmadan bu hilal, hilal olmayı bile başaramaz.
Suriye; Filistin örgütlerinin bir kısmı, aşırı sol Türk örgütleri ve Lübnan Hizbullah’ı gibi örgütler için de çok önemlidir. Çünkü bu örgütlerin oluşum ve gelişim aşamalarının tamamında en büyük desteği Suriye rejimi vermiştir. Suriye, PKK için de uzun yıllar boyunca en büyük koruyucu ve destekleyici olmuştur. Hatta Esat rejimi hala PYD üzerinden Türkiye’yi zor duruma sokmak için çaba sarf etmektedir. Bu rejim yıkılırsa bu örgütlerin yaşaması da oldukça zor olacaktır. Zaten bu sebeple başta Hizbullah militanları olmak üzere bazı Türk ve Filistin örgütlerinin militanları bu gün Esat rejimi yanında savaşmaktadırlar.
     Suriye Rusya açısından da çok önemlidir. Çünkü Rusya’nın Akdeniz’deki tek deniz ve hava üssü Suriye’deki Tartus Limanı’ndadır. Rusya, rejimin düşmesi halinde bu üslerini kaybedeceğini bildiğinden Esat rejimine başlangıçtan itibaren destek vermektedir.
Çok açık bir müdahalede bulunmasa da Çin için de Suriye'nin Batı taraftarı bir rejimle yönetilmesi uygun bir durum değildir. ABD ile petrol ve ticaret malları taşımacılığında, taşıma yolları üzerinden sessiz bir savaş yürüten Çin için Suriye’nin ABD ve AB ile iyi ilişkiler içinde olan bir rejimin yönetimine geçmesi uygun değildir.
     Suriye, Ortadoğu’da her zaman etkili olmaya çalışmış olan İngiltere, Fransa ve Almanya için de bölgeye giriş noktası olması açısından çok önemlidir. Bu ülkelerin hiç biri Suudi Arabistan-Katar veya Türkiye kontrolünde bir Suriye rejiminin kurulmasını istemez.
     Burada daha birçok sebep sıralanabilir. Ancak Suriye iç savaşının kısa sürede sona ermeyeceğini, Esat rejiminin kolay kolay yıkılmayacağını anlamak için bu kadarı bile yeterlidir. Bizim hükumetimizin hala bunu anlamamasını anlamak oldukça zor. Ya hayal âleminde yaşıyorlar, ya kendilerini çok güçlü görüyorlar veya stratejiyi üniversitede anlatılan bir dersten ibaret sanan, bir zamanların danışmanı, dış işleri bakanı ve nihayet günümüzün başbakanının konuşmaları hükümetin emir kulu elemanlarını gereğinden fazla etkiliyor. Ama şu anda açıkça ortaya çıkmıştır ki; üniversite kürsüsünde anlatılan ders sahaya, evdeki hesap çarşıya uymamaktadır. Ve maalesef bu yanlış hesaplar sonucunda Türkiye, bölgede tek bir kıvılcımla patlayacak bir savaşa doğru hızla sürüklenmektedir.
     Ben kişisel olarak, önümüzdeki baharda, bölgede değişik devletlerin karıştığı bir savaş veya en azından şiddetli bölgesel çatışmaların çıkma olasılığının oldukça yüksek olduğunu düşünüyorum. Bunu da bir sonraki yazımda açıklamaya çalışacağım. 
      Saygılar sunarım.




19.1.2016. M.Ç.