Bu gün bir belgesel seyrettim.
Konu antik dönemdeki gizemli bir olayla ilgiliydi.
Antik dönem tarihi ile ilgilenenler bilir, tarihçilerin ve arkeologların gizemli olarak tanımladıkları bir dönem var.
Yaklaşık MÖ 1200'lerde meydana gelen büyük yıkım dönemi.
Bu dönemde Tunç Çağı uygarlıkları denilen Balkanlar, Anadolu ve Ortadoğu'daki birçok büyük devlet/imparatorluk birkaç on yıl içinde aniden ortadan kalktı.
Bunun neden gerçekleştiği uzun süredir br araştırma konusu.
Yapılan araştırmalar Balkanların kuzeyinden başlayan bir göç dalgasının ardından Yunanistan, Adalar ve hatta İtalya'daki birçok şehrin yakılıp yıkıldığını gösteriyor.
Bir süre sonra bu yıkımın Anadolu ve Ortadoğu'ya yayıldığı görülüyor.
Bu yıkıma sebep olanlar kimlerdir diye araştırılırken, bir Mısır Firavun'unun bu dönemde Deniz Kavimleri dediği bir orduyu yendiğini, bu ordunun daha önce Anadolu ve Ortadoğu'yu yakıp yıktığını anlatan bir anıtı ortaya çıktı.
Bundan sonra, Tunç Çağı imparatorluğunu yıkanların Deniz Kavimleri olduğu kabul edildi.
Ama bu deniz kavimlerinin kimler olduğu tam olarak tespit edilemedi.
Durum hala aynı.
Firavun anıtından ve o dönemden kalan diğer devletlerin belgelerinden bunların öyle tek bir ulus olmadığı, bir karışım olduğu anlaşıldı.
Mesela bu gün Filistinliler dediğimiz insanları biz Arap diye tanımlasak da, bunların Deniz Kavimleri'ni oluşturan kavimlerden biri olan Filstinliler veya Palestiler olduğu arkeolojik belgelerle belirlenmiş durumda.
Ama diğerleri o kadar kalıcı bir etki yaratmamış olsa gerek.
Bu genel şablon oluşunca, bu sefer de bunları buraya gelmeye ne itti sorusu tartışılmaya başlandı.
Karadeniz kuzeyi ve Doğu Avrupa'da kıtlık veya savaş sebebiyle güneye doğru bir kitlesel hareket oluştuğu, bunların yakıp yıktığı yerlerdeki insanlardan sağ kalanları da kendilerine kattığı, adalara ve oradan da Anadolu ve Ortadoğu'ya saldırılar yaptığı kabul edildi.
Ancak bunda bir gariplik vardı.
Bu kadar karışık bir kitle, yüzler, hatta binlerce yıldır yerleşik medeniyet kurmuş toplumları ve onların kurduğu devletleri nasıl yenebildi?
Buna genellikle gelenlerin yani Deniz Kavimlerin demir silahlar kullandığı ve teknolojik üstünlük sayesinde yerleşik toplumları yenebildikleri şeklinde bir yorum getirildi.
Ayrıca, Deniz Kavimlerinin çok kalabalık olduklarından sayısal üstünlük de sağladıkları iddia edildi.
Ancak son zamanlarda Mısır ve diğer toplumların belgeleri ile arkeolojik buluntuları dikkatle incelenince bu iddiaların pek tutarlı olmadığı ortaya çıktı.
Çünkü Deniz Kavimlerinin de Tunç silahlar kullandığı belirlendi.
Öte yandan, Deniz Kavimleri, sadece yağmaya gelmiş ordulardan ibaret değildi.
Mısır kabartmalarından da açıkça görüldüğü gibi gelenlerin yanlarında eşyaları, eşleri ve çocukları da vardı.
Yani bunlar göçmenlerdi ve yerleşecek bir yer arıyorlardı.
Peki yerleşecek yer aramak için neden bu kadar uzağa ve bu kadar kitlesel olarak göç etmişlerdi?
Burada, Akdeniz tabanında yapılan sondajlar, bu dönemde krallar arasındaki yazışmalar ve diğer buluntular önemli bir kanıt ortaya koyuyor.
Büyük bir kuraklık ve buna bağlı olarak yaşanan büyük bir kuraklık söz konusu.
Bu kıtlık muhtemelen sadece Akdeniz bölgesi ile de ilgili değil.
Asya kıtasını da etkilemiş olabilir.
Yani, Hititler gibi kadim bir imparatorluğu ve birçok devleti yıkan şey, ne bir istila ordusu, ne bir teknolojik üstünlük değil, iklim değişikliği ve bunun sebep olduğu kitlesel göç.
Bu kadar lafı neden ettiğimi merak edebilirsiniz.
Varmak istediğim nokta, iklim krizlerinin dünyada sık sık yaşandığı ve sanılanın aksine büyük devletlerin yıkılması ve hatta birçok ulusun tarih sahnesinden silinmesinin sebebi istilacılardan ziyade iklim krizinden etkilenen kitlesel göçler.
Malum, son zamanlarda bulutlarımızı Arapların ve İsraillilerin çaldığına dair spekülasyonlar vardı.
İran savaşından sonra yoğun yağışlar meydana gelmesi, bu iddiaları artırdı.
Bu ister doğru ister sadece spekülasyon olsun, iklim değişikliği her devlet için büyük bir tehdit.
Hele de bizim gibi çok fazla yağış almayan bölgelerdeki devletler için çok daha hayati bir tehdit.
Bu sebeple, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olarak, ülkemizin su ihtiyacını sadece yağışlara bağlı kalmaktan kurtarmalı ve yeni teknolojiler üzerinde çalışmalıyız.
Diğer bir konu da göç.
Ülkemizde çok büyük miktarda sığınmacı, yasadışı göçmen ve kaçak işçi bulunmaktadır.
Hükümet ve bu işten kazanç sağlayan çevreler bu konuyu küçümsemekte ve makul göstermek için her türlü saçma sapan argümanı öne sürmektedir.
Ama tarih göstermiştir ki kitlesel göç, sadece devletleri yıkmakla kalmaz, milletleri de yok edebilir.
İleride kuraklık artarsa, bizim bu gevşek politikalarımız yüzünden milyonlarca yasadışı göçmen daha yola çıkacaktır.
Devlet, önce mevcutları ülkelerine göndermek için sonra da gelecekte böyle bir yeni kitlesel göçe karşı tedbirleri şimdiden almaya başlamalıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder