Bu blogta sanat, siyaset, savaş, strateji, istihbarat gibi konularda inceleme ve değerlendirme yazıları yayımlanmaktadır. Bu bloğun yazarı ayrıca http://mgmstrateji.com/index.html, https://strasam.org/ ve http://foundationoffunystories.blogspot.com adreslerinden ulaşabileceğiniz sitelerde de yazılar yazmaktadır.
20 Mayıs 2026 Çarşamba
18 Mayıs 2026 Pazartesi
16 Mayıs 2026 Cumartesi
Yozgat'a gitmek şart oldu.
Geçenlerde, bir pazar yerinin karşısındaki otobüs durağında bekliyorum.
Üç yaşlı teyze de otobüs bekliyordu.
Pazardan elinde iki poşetle yaşlı bir amca geldi.
Kadınlardan biri çantasından büyük bir torba çıkarıp adama verdi.
"Buna koyun yeşillikleri. Torbalar küçük gelmiş." dedi.
Adam torbayı aldı ve "Bu son alışverişim zaten. Bir süre gelmem pazara." diye cevap verdi.
Torbayı veren kadın "Her şey çok pahalı. Değil mi?" dedi.
Adam "Yok, ondan değil. Yaz tatili için memlekete gideceğim." diye cevap verdi.
Kadın "Memleket neresi?" diye sordu.
Adam "Yozgat." dedi.
Bunun üzerine diğer bir kadın söze girdi:
"Aaaaa! Yozgatlı mısınız? Ben de Yozgatlıyım. Yerlisi değilsiniz herhalde. Muhacirlere benziyorsunuz."
Adam muhacir olmadığını, Yozgat'ın yerlisi olduğunu söyledi fakat kadın muhacirlere benzediğinde ısrar etti.
Bunun üzerine üçüncü kadın müdahale etti:
"Yahu, ben birkaç kez Yozgat'a gittim. Yozgat'ta göçmen mi var? Kim gidip Yozgat'a yerleşir ki? Yozgat'ta göçmen olmaz, Yozgat'tan göç eden olur sadece."
Diğer kadın cevap verdi;" Göçmen değil, muhacir. Başka memleketlerden gelen muhacirleri yerleştirmiş devlet bir zamanlar. Bir mahalle muhacir var."
Bunun üzerine kadın başınız salladı.
"Bak, o zaman olur. Devlet yerleştirdiyse olabilir. Yoksa aklı başında hiç kimse kendi isteğiyle gidip Yozgat'a yerleşmez." dedi.
Kahkahayı basmamak için kendimi zor tuttum.
Neyse ki o sırada otobüs geldi de bindik.
Kızılay'a gidene kadar güldüm.
Ama merak da etmeye başladım.
Türkiye'de 4-5 il hariç her şehri gördüm.
Görmediğim yerlerden biri de Yozgat.
Bir fırsat bulursam günü birlik trenle gideceğim.
Yozgatlılara selamlar.
Memleket korkunç bir yere doğru gidiyor.
Memlekette her gün bir sürü ilginç şey oluyor.
Mesela bu gün haberlerden, Kastamonu'da bir apartmanın balkonundan atlayan bir üniversite öğrencisinin ağır yaralandığını öğrendim.
Haberin devamını dinleyince olay ilginçleşti.
Yaralanan kişi, erkek öğrenciymiş ve çıplakmış.
Bu kadarla kalsa neyse....
Öğrenci, kendi kaldığı evden değil, bir üniversite hocasının daveti üzerine gittiği evin balkonundan atlamış.
Olay incelenince, üniversite hocasının eve davet ettiği öğrenciyi bıçak çekerek tehditle taciz ettiği ortaya çıkmış.
Bu yüzden de hoca tutuklanmış.
Taciz dediğim, bildiğiniz cinsel taciz.
Öğrenciye zorla tecavüz etmeye kalkmış yani.
Gerçi olay biraz daha karışık.
Daha önce ilişkileri olduğu, öğrencinin ilişkiyi sonlandırmak istediği, bunun üzerine hocanın tehdit ettiği filan da söyleniyor.
Öğrenci, her halde son anda bir fırsat bulup kendini balkona atmış, oradan da aşağıya atlamış.
Buraya kadar olaylar çok tuhaf değil mi?
Daha doğrusu korkunç şeyler bunlar.
Bu ülkede artık erkeklere de silah zoruyla tecavüz etmeye başladılar.
Bunu yapanlar da serseriler değil, öğrencilere eğitim versin diye devletin maaş ödediği bir üniversite hocası.
Ama tuhaflık ve korkunçluk bu kadarla da kalmıyor.
Tecavüz etmeye çalışan hoca, ilahiyat fakültesi hocasıymış.
Yani öğrencilere İslam dinini öğreten biri.
Muhtemelen, İslam ahlakından da bahsediyordur.
İnsanın inanası gelmiyor.
Ne diyeyim.
Allah sonumuzu hayır etsin.